Trump'ın Enerji Politikası

ABD'de Başkan seçilen Donald Trump ve rakibi Hillary Clinton, enerji politikası için ne demişti?

09.11.2016
Trump'ın Enerji Politikası

Hillary Clinton ve Donald Trump’ın New York, Missouri ve Nevada’da toplam 4 buçuk saat süren açık oturum tartışmalarında moderatörler iklim değişikliğine veya enerji sektöründeki istihdam durumuna dair tek bir soru sormadı. Bu önemli görev, Güney Illinois’un örgü kazak giyen, otuzlu yaşlarındaki tıknaz kömür tesisi işçisi Ken Bone’a kaldı. Bone, ikinci oturumun sonuna doğru iki başkan adayına şu soruyu yöneltti: “Enerji ihtiyacımızı karşılamak ama aynı zamanda çevre dostu olmak ve fosil yakıtlı tesislerde istihdam kayıplarını asgaride tutmak için enerji politikalarınızda ne gibi adımlar öngörülüyor?”

Bone’un sorusu günümüzün enerji dünyasının paradoksunu kısa ve öz bir şekilde ortaya koymuş oldu. Bir ekonomi, kimi sanayileri ve Ken Bone gibi işçilerin geçim kaynağını toptan ortadan kaldırmadan kömür ve petrolden daha az kirlilik yaratan enerji kaynaklarına nasıl geçebilir?

Bone’un sorusunu yanıtlarken iki aday da büyük ölçüde bilinen tutumlarını tekrar etti ve iklim konusundaki büyük yaklaşım farkını bir kez daha gözler önüne serdi. Hakkını yemeyelim, Trump yanıtının sonunda yenilenebilir enerjiye yarım ağızla destek vererek şöyle dedi: “Ben rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi gibi alternatif enerji türlerini kesinlikle destekliyorum ama bizim rüzgâr ve güneşten fazlasına ihtiyacımız var.”

İki adayın enerji ve çevre yaklaşımları yakından incelendiğinde ülkeyi nasıl yöneteceklerine dair de birçok ipucu ortaya çıkıyor. Trump, iklimsel kaygılar ile enerji sektöründeki istihdam arasında nasıl denge sağlanacak bilmecesini iklim değişikliğini tümden yok sayarak çözüyor. Clinton ise bu paradoksu Abraham Lincoln’dan öğrendiği bir alışkanlıkla kamuoyunda farklı, özelde farklı konuşarak idare ediyor. Haliyle Clinton’ın güvenilirlik ve samimiyetten aldığı kırık notları düzelteceğini umanlar efkâra kapılıyor.

Trump’ın Gettysburg vaatleri
Trump kampanya boyunca iklim değişikliği konusunda şüpheci-inkârcı yaklaşımını tutarlı bir şekilde sürdürdü. Dolayısıyla seçim günü yaklaşırken bu tutumunu pekiştirmesi şaşırtıcı değildi. Trump, cumartesi günü Pennsylvania’nın Gettysburg kentinde başkanlığının ilk 100 gün hedeflerini anlatırken siyasi programına dair bugüne kadarki en net açıklamaları yaptı. Enerji konusunda petrol, doğal gaz ve kömür üretiminde ülkedeki tüm kısıtlamaları sonlandıracağını ve “Keystone XL” boru hattı da dâhil olmak üzere enerji altyapı projelerinde tüm idari engelleri kaldıracağını vadetti.

Trump’ın bu yaklaşımı, kömür külü atıkları ve metan gazı salınımlarına ilişkin Çevre Koruma Kurumu’nun getirdiği kurallardan tutun da seyrüsefer sularına ilişkin taslak düzenlemelere kadar Başkan Obama’nın son sekiz yılda attığı çevreci adımların büyük ölçüde, belki tümden geri alınması olarak yorumlanabilir. Obama’nın Paris İklim Değişikliği Anlaşması doğrultusunda oluşturduğu Temiz Enerji Planı’nın tamamı da Trump’ın vaatleriyle ortadan kalkacak.

Trump’ın bu yaklaşımdan geri adım atmaması siyasi tabanını hoşnut edebilir ancak iklim önlemlerinin gerekliliğine daha ılımlı yaklaşan bağımsız seçmenler tarafından hiç de olumlu karşılanmaz. Trump ilk olarak mayısta dile getirdiği bir vaadi de tekrarladı. Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 60’ı küresel ısınmaya karşı önlem alınmasını desteklese de Trump, Paris anlaşmasından ABD’nin imzasını çekeceğini ve BM’nin iklim değişikliği programlarına vadeliden milyarlarca dolarlık ödeneği iptal edeceğini söyledi.

WikiLeaks’teki Hillary
Clinton ve ekibi ise geniş bir seçmen kitlesine odaklanmak yerine sızan e-maillerin yansıttığı gibi kamuoyunda petrol ve kömüre karşı sert bir söylem kullanırken menfaat gruplarıyla yapılan özel toplantılarda bu söylemden büyük ölçüde geri adım atıyor.

Clinton, ön seçimler sırasında solcu rakibi Bernie Sanders’ın baskısıyla Arktik kıyılarında sondaj yapılmasına karşı çıkmış, hidrolik kırma faaliyetlerini eleştirmiş ve Keystone boru hattına karşı olduğunu açıklamıştı. Şimdi Clinton’ın kampanya yöneticisinin e-mail hesabından hacklenen muazzam miktardaki yazışmalar sayesinde bu tutumların değişime açık olduğunu biliyoruz.

Sızan yazışmalara göre Clinton, 2015’in sonlarında inşaat sektöründen bir gruba “hidrolik kırmayı savunmak” istediğini söylemiş, fosil yakıtların daha da kısıtlanmasını isteyen çevreci destekçileriyle alay etmiş ve bu kesim için “İşlerine baksınlar!” demiş. Clinton, özel görüşmelerde kampanyasında açıkça savunmadığı hâlde nükleer enerjiden yana olduğunu da belirtmiş.

Enerji alanında eski bir lobici olan ve lobicilik konusunda bir ders kitabı bulunan Robert Healy şöyle diyor: “Eğer Hillary Clinton bu seçimde beklediği sonucu alırsa ki alacağı görülüyor, enerji politikası herhangi bir siyasi esastan ziyade atacağı farka bağlı olacak. Enerji konusunun ne yöne gideceğini söylemek için Demokratların Senato’yu alıp alamadığına, Temsilciler Meclisi’nde farkı ne kadar kapattıklarına bakmak lazım.”

Kaynak: al-monitor.com






Enerjii Haberleri